google-site-verification: googled683329de2269e49.html "HAYATIN İÇİNDEN PAYLAŞIMLAR"

NAZAR DEĞMESİN BİZE :))

21 Mart 2012 Çarşamba

CEVİZ YAPRAĞININ MUCİZELERİ ...

Uzun zamandır bebek hazırlıkları ve ya doğuma dair paylaşımlarda bulunuyordum.Eee bebeğimizi büyüttüğümüze göre :P artık azıcık kendimizede vakit ayırmanın zamanı geldi dimi :P :)) Nette dolaşırken rastladığım ve dikkatimi çeken bu kürleri sizlerlede paylaşmak istedim.Her nekadar bebeğimi büyüttüm desemde benim şuan bu tarz şeylerle ilgilenmeye pek vaktim olmadığını söylesem daha gerçekçi olurum heralde :)Fakat  ilgisini çeken ihtiyaç duyan varsa deneyebilir ve deneyimlerini burdada paylaşırlarsa çok memnun olurum :)

1=Saçlarınızı uzatmak artık zor değil, bunun için basit bir yöntem uygulamanız yeterli. Yaklaşık bir litre suyu bir tencereye koyun kaynasın içine eğer taze olarak bulursanız 6-7 adet ceviz yaprağı atın. Kuru o...larak ufalanmış ceviz yapraklarından dört yemek kaşığı kaynamakta olan suya atın.Beş dakika daha tencerenin kapağı kapalı olarak kaynatın ve altını kapatın dinlensin. Duşunuzu aldıktan sonra banyodan çıkmadan evvel demleyip süzdüğünüz ceviz yapraklarının suyunu başınıza dökünüz. Bu suyu döktükten sonra tekrar normal yıkama yapmayın. Ceviz yapraklarını tarifteki gibi demleyip diğer günler içerisinde saç köklerine firiksiyon yaparak uygulayabilirsiniz. Saçlarınızın uzaması bu işlemi ne kadar sıklıkta yaptığınıza bağlıdır.Ceviz yaprakları ile hazırlanan bu su saçlarınızın dökülmesini azaltacak, uzatacak , daha canlı ve parlak olacaktır.
NOT !:Haftada en azından iki kez bir ceviz tüketerek saçlarınızın uzamasını içten destekleyin.

2=YÜZ MASKESİ :1 litre suya 6-7 taze ceviz yaprağı atın.kaynadıktan sonra demleyin .bir şişeye sadece suyunu boşaltın günde 2 defa sabah ve akşamları bir pamuk yardımıyla temizlenmiş yüzünüze sürün .kuruduktan sonra yıkayın ve ardından nemlendirici sürün. ( bu maskenin faydaları yüzü sıkılaştırıyor. ve kırışık azaltıcı etkisi var ) .

annelikokulum.com'dan güzel bir paylaşım : YENİ DOĞAN BEBEK BAKIMINDA PÜF NOKTALARI

Kendi deneyimlerim... Dilek Dursun.: YENİ DOĞAN BEBEK BAKIMINDA PÜF NOKTALAR:

20 Mart 2012 Salı

Bebekle gelen veya gelebilecek sorunlar!!! Doç. Dr. Özkan Pektaş 'ın kaleminden...

Doç. Dr. Özkan Pektaş 'ın kaleminden...

Yeni evli çiftler hemen bebek yapma düşüncesinde olmamalarına rağmen yakın çevre baskısı, kazalar! erken hamilelikleri getirmektedir.
Hamilelik dokuz aylık oldukça zor bir süreç olmakla birlikte kadını psikolojik açıdan en güçlü gördüğümüz zaman dilimidir de aslında. Kadın için karnındaki bebeği her şeyidir, hormonlardaki değişiklikler kadını her türlü travmaya karşı korur.
Doğumla birlikte yeni evlilerin tüm yaşamı değişir. Kadına düşen yük çok ağırdır. Anne, şaşkın, yorgun ve farklı hisler içindedir. Bu bebeğe nasıl bakacaktır, acaba sütü yetecek midir, ölmeden bu bebeği büyütecek, hastalıklardan koruyup, sağlıklı olgunlaşmasını sağlayacak mıdır?
    Bu durumda eşinden haklı beklentiler içindedir, onun da bu sürece katılmasını, ona yardım etmesini, anlayışlı, koruyucu ve kollayıcı davranmasını beklemektedir.
    Evin içi komşu akınındadır, kayınvalideler, anneler hepsi bir ağızdan kendi tecrübelerini aktarmakta, akıl öğretmekte, yeni anneyi belki bilmeden, istemeden yaralamaktadır. Evde ısı yükselir, bebek üşütülmemeli, annenin sütü arttırılmalı, varsa yardımcılar eğitilmelidir. Kesif bir süt, sabun ve anne kokusu eve hakimdir,genç baba bu duruma uyum sağlamaya çalışır, baba içinde zor bir dönem başlar, yapısı gereği sıkılabilir, evden kaçmanın yollarını arayabilir. Çalışmak, çalışmak, çalışmak, kocanın bu dönem arttırdığı tempo göz kamaştırıcıdır!
Yeni anne eşinin kendisinden uzaklaştığını hisseder, kendisini ya da eşini yargılamaya başlar. Genç anne kilosuna, değişmiş beden ölçülerine üzülür, bir yandan bebeği için yemesi, içmesi gerekmekte diğer yandan da bir an önce eski görüntüsüne dönmeye çalışmaktadır. Bu dönem karı – koca arasında sıklıkla kıskançlıklara, şüphelenmelere neden olur.
    Kadın kayınvalidesi ya da annesi ile 24 saat sıcak bir evde terler dökerek bebeğini büyütmeye çalışmaktadır, 3 saatte bir uyanan bebek bazen dinmek bilmeyen ağlama nöbetleri ile annesini de ağlatmakta ve anne akşam saatlerinde gelen kocasından anlayış beklemektedir.
    Anne bu bebeği eşi içinde doğurmuştur, eşinin gözlerinde bunu hissetmek ister, bu bebek için 15-20 kg almış, bedenini zorlamış, çalışma hayatını durdurmuş, kariyerini ertelemiş, kendisini eve hapsetmiş, tamamen bebeğine endekslediği güncel hayatı ile kendisine boş vermiştir.
    Koca eve gelir, evde belki kayınvalidesinin ya da annesinin mevcudiyeti onu rahatsız edecektir, evde olup bitenlerin kendisine anlatılması hiç de çekici değildir, bir an önce  sabah olmasını, işine gitmeyi ister. Bu aslında bebeği sevmediği ya da baba olmaktan rahatsız olduğu için değil, olup bitene uyum sağlamakta çektiği güçlük, anlayamadığı duygular sebebiyledir. Eşi ile arası hiç iyi değildir, üstelik cinsel yaşantıları da ciddi bir engelle karşı karşıyadır. Kocasını seven, ondan ilgisini esirgemeyen kadın tüm enerjisini yeni doğan bebeğine yönlendirmiştir.
    Günler akar gider, yeni kurulan ailenin iç dinamikleri birçok etkenle sarsılmaktadır, rutin yaşamları değişmiştir, sinema – televizyon, yemek keyifleri ertelenir.
Kadın artık eşi tarafından beğenilmediğini düşünüp, bebeğine bağlanır, anne – babanın arası açıldıkça açılır, hatta baba başka odalarda uyuya kalır, anne 4-5 günde bir değiştirdiği gecelik ile kocasının sinirine gitmekte, koca da sıktığı sabah parfümleri ile yeni anneyi küplere bindirmektedir.
    Bu dönem maalesef boşanmaları da beraberinde getirmekte, oysa kadın bu bebeği ailenin mutluluğu adına dokuz ay acı çekerek eşine hediye etmiştir, hissettiklerinin kocası tarafından algılanamadığını düşündükçe üzülmekte, boşanmayı bile aklına getirmektedir.
    Kadının en hassas olduğu bu dönem doğum sonu depresyonları ya da akıl hastalıklarını da beraberinde getirebilir.
Koca, karısına yabancılaşabilir, onu anne ya da bebeğinin sahibi bir kadın olarak görerek ilgisini değiştirebilir. Kaynanalar ya da kayınpederler mevcut düzeni gerip, aile içinde çatışmaların oluşmasına neden olabilir.
    Oysa o bebek, 2-3 yıl sonra tüm ailenin hayata bakışını, evliliğin değerinin değiştirip inanılmaz güzel şeyler katacaktır. Bebek ile geçen ilk 4 yıl evliliğin en çetin dönemidir. Karı – koca bu sürecin zorluğunu önceden bilmeli ve evliliğe zarar vermeden atlatmak için planlarını yapmalıdır.
    Bebeğin ilk 4 yıl zaman kavramı yoktur, anne yada baba bebeği ile 24 saat geçirmek zorunda da değildir. Amaç birlikte geçirilecek sürenin “kalitesindedir”. Anne – baba oflayarak zaman geçirdiğinde olan evliliğe olacak, tükenmişlik içindeki karı – koca birbirini suçlayacak, ev içi gerilimi artıracaktır. Bebeğin bir an önce büyümesini hedeflemek  yerine o sürecin keyfine varmak asıl hedef olmalıdır.

Dr. Özkan Pektaş

17 Mart 2012 Cumartesi

DİKKAT !!!! BEBEK ÇIKABİLİR :))

DİKKAT!!! Bu post buram buram BEBEK kokuyor :))) En son yazımda doğuma dair uzuuuuuunca yaşadıklarımı anlatmıştım ve bebeğimle de ilgili bir postla karşınıza gelirim diyerek yazımı bitirmiştim :) Gün o gündür işte :)Öncelikle bugün Allahın izniyle bebeğim 33 günlük oldu maşallah ve resimlere baktığımızda doğumundan bu yana bir hayli yol katetetiğimizi görüyorum hoş bana hernekadar sanki hiç büyümiyecekmiş bu sancılı günler hiç geçmeyecekmiş gibi gelsede...Gelelim bu bir ayda neler yaşadığımıza;
İlk günlerimiz bebeğimin dünyaya adapte olma aşamalarıyla  geçti diyebilirim.Önceden beslenme,gaz çıkarma,tuvalet yapma gibi derdi tasası yoktu tabi kuzucuğumun.Onun içindir ki genelde emerken uyuya kalıyor ve devamlı bir emme isteği içersinde oluyordu.Ama sadece istemekle kalıyordu çünkü daha memeyi ağzına alır almaz genelde uyuyordu ve yanağıyla gıdısıyla oynamama ramen(memede uyumasın diye hastanedeki hemşirenin tavsiyesidir) uyandıramıyorduk.Bunun içinde özellikle ilk üç gün "hastaneye 2.topuk kanını aldırtmaya ve sarılık değerini ölçtürmeye gideceğimiz güne kadar" yani hangi memeden kaçar dk emdiğini,kakasının vıcık mı katı mı olduğundan renk tonuna varasıya not almıştım dr.un karşısında birşey atlamıyım diye.Hee buarada birde bunun yanı sıra 3 kere bezindede kanı andıran pembemsi lekeler olduğu için bu bezleride saklayıp yanımda götürmüştüm.Dr. bey kontrol edince maşallah herşey yolunda da olunca tuttuğum listeye bakma gereği duymadı bezler içinse endişelencek birşey olmadığını onların kan değil idrar içinde bazen kristalleşmeler olabileceğini ve onun bu şekilde atıldığını belirtti.Sarılık değerimizse ne çok düşük ne de çok yüksekti ama çok şükür ki hastaneye yatmaya gerek duymadan geçirdik o dönemide bundan sonrada kolay kolay sarılık olmayacağını belirtip içimizi bir hayli rahatlattı dr.umuz :)Bunların ardındanda 3-4 gün sonra 3.topuk kanı için sağlık ocağına gittik ve çok şükür ki ordan bir haber çıkmadı bir aksilik olursa anca ararlarmış çünkü ilk defa birşeyden haber çıkmasın diye bekledim belkide...Tüm bunların haricindede 15 günlük olduğumuzda işitme tarama testimizi yaptırdık ve çok şükür maşallah ordanda geçer onayı aldık ve Allaha binlerce şükürler olsun ki sağlıklı bir bebek yetiştirmenin hazzıyla günlerimize devam ettik.Hee buarada tam işitme tarama testine giderken yani tam 15.günümüzde göbek bağınıda düşüren kızımı 17.gününde ilk banyosuyla tanıştırdık :) Annem kayınvalidem ve ben üçümüz bu ilk banyo seremonisini neyseki kayınvalidemin tam banyonun sonuna doğru "aaaaa tuzlamadık" diye hatırlamasını geçiştirerek bu zararlı geleneği de kızıma uygulamasına izin vermeden atlatmış olduk :)) Bakalım kırk çıkarma seremonimizde neler yaşanıcak  :S ??? Son olarakta 14 martta 2.hepatit b aşımızı olmak üzere  tekrardan sağlık ocağına gittiğimizde kızımın maşallah sübhanallah 900 gr kilo aldığını ve boyununsa 4cm uzadığını öğrendik.Ayrıca gitmişken aile hekimimizede kontrole çıkardığımda ara ara geceleri tutan gaz sancıları içinde birkaç ilaç öneriside almış oldum şuansa gaz için kullandığımız ilaç tamamen bitkisel bir şurup adı ise OM- x .Bizim gibi kolik sancıları çekenlere önerebileceğim bir şurup bizde zaten tavsiye üzerine edindik bu şuruptan ;) Hee birde aile hekimimize danıştığım konulardan biride bilhassa emme sonrası kusmalarıydı.DR. ise bunu kusma olarak adlandırmadıklarını bunun bebek reflüsü olarak geçtiğini söyledi. Çünkü henüz bebeklerde mide kapakçığı gelişmediği için emdiği süt direk olarak geri çıkarmış ve buda kusma gibi görülürmüş.Bunu  engellemek içinse emzirdikten hemen sonra yatırmak yerine bir süre  45 derece açıyla tutmamız gerektiğini söyledi.Şimdilik RABİAm dan haberler bukadar :) Bizi takibe devam edin,bizi özleyin anacıııııııııımmm sevgiyle kalın hoşça kalın :)) :))

1 Mart 2012 Perşembe

UP UZUUUUUUUN BİR DOĞUM HİKAYESİ :):)

Uzun bir aradan sonra herkese merhabalaaaarr...Allahın izniyle kızımla bugün itibariyle 17.günümüz :)Kızımın sağlığı oldukça iyi maşallah sübhanallah :):):) Belki benide merak edenler vardır :P bende gayet iyiyim Allah'a şükürler olsun ara ara sezaryen dikişlerimin yanmasını saymazsak tabi ama yine de çabuk ve kolay toparladım diyebilirim Allahın izniyle...Gelelim doğum hikayemize...
Öncelikle doğumumdan bahsedicek olursam doğumum planlandığı gibi 13 şubat günü sezaryen olarak gerçekleşti.Sabah eşim,annem,kardeşim ve kayınvalidem dörtlüsüyle birlikte hastaneye gittik gider gitmez dr.umuzun asistanı beni alıp yukarı çıkarttı benim hemen elimin üstüne damar yolu açılmaya çalışıldı ama damarım yırtılmış olduğundan  elimin üstü kan revan içinde kaldı  :S hemen üstünden tekrar denendi fakat bu seferde hiç kan gelmedi ve damar yolu sonra açılmak üzere bırakıldı. bunun yanı sıra  birkaç soru soruldu tabi buarada eşimde yatış işlemlerimizi yaptırmakla meşguldü.Eşimde geldikten sonra tam "KARAHİSAR KALESİ"manzaralı odamıza yerleştik hemşireler bana hemen ameliyat önlüğü getirdiler ve ardından ameliyat için gereken hazırlıklar yapıldı( lavman yapma ve sonda takma gibi...).Bunlar yapıldıktan sonra ise odaya NST cihazı getirildi ve kasılmalarım ve minik kızımın kalp atışları takibe alındı.Minik kızımın o gün yaramazlığı üstünde olacakki hiç yerinde durmadı habire kalp ritmi kaçıyordu benim miniğim yer değiştirip duruyordu hemşire ablalarını epey uğraştırdı :):)Kasılmalarıma gelecek olursaaaaaaaaakk inanmazsınız belki ama sancılarım oldukça yüksekti hatta çoğu kez zirveye vuruyordu ama ne ilginçtirki ben o denli sancı hissetmiyordum hatta nerdeyse hiç sancı hissetmiyordum bile diyebilirim sadece derinden gelen ufak tefek sancılardı...Hatta sancılarım öyle yüksektiki dr.umuz bile nst sonucunu gördükten sonra muaeyene vakti olmasına ramen yanıma koşmuş gelmiş "sancılarını görünce kıvranıyosundur sandım :) "dedi. Ama gördüki ben odada geyet laf yetiştiriyorum yanımdakilere adamcağız takibe devam edin diyip odasına indi :) Buarada benim heycanlı bekleyişim sürüyordu çünkü benden önce ameliyathenede 2 ameliyat daha gerçekleşmişti ve saatler öğlen 12.10 u gösterdiğinde benim ameliyathaneye gitme vaktim gelmişti heycanım hat safhadaydı tahmin edeceğiniz gibi tam sedyeye yattımki beni götürmek için gelen konumu ne olduğunu tam anlayamadığım önlüklü bir bey bana spinal anesteziylemi genel anesteziyle mi doğum yapacağımı sordu bense açıkçası spinalin ne olduğunu bilmediğim için o nasıl oluyor diye sorunca sadece belden aşağısının uyuşturulacağından bahsetti bense bunu epidural anestezi olarak bildiğimi ve bununsa o hastenede olmadığını bildiğim için mecburen genel anestezi olacağımı söyledim o bey ise spinalle epidural anestezinin farklı şeyler olduğunu açıkladı.Ve bunun üstüne son dk. kafa karışıklığıyla eşime ve diğer yakınlarıma napıyım diye danışırken herkes kararı bana bıraktı ve ben bu kafa karışıklığıyla asansörde spinal anesteziyle doğum yapmaya karar verdim.Böylelikle bebeğimi doğar doğmaz ilk olarak ben görebilecektim bebeğim ilk benim kokumu alacaktı ve onu emzirmek için odamıza gelir gelmez bir girişimde bulunabilecektim.Ameliyathaneye gittiğimde tir tir titriyordum resmen korkmuyordum belki ama hat safhada heycanlıydım :S olan herşeyden haberdardım konuşulan herşeyi gayet duyuyordum.Mesela aşağıda hemşirelerin beceremediği damar yolunu açma işlemini anestezi uzmanı gayet ustalıkla yaparken yanındaki yanlış bir adımla damar yolu açmaya girişen acemi hemşireye tecrübeleri sonucu edindiği bilgileri aktarıyordu ve bense bunları çok net duyabiliyordum.Belimden vurulan 3 iğne sonucu ise artık belimden aşağısını hissetmiyordum göğsümün üstünden doğru bir gergiyle önlük örtüldü ve nihayet sevgili dr.umuzda ameliyathaneye geldi ve kafasını bana uzatarak uyumuyomusun sen yaa diyerek bana takıldı ve başladık ameliyata.Şunu söyleyebilirim ki hiç ama hiç acı hissetmiyordum fakat vücudumun sarsıldığını algılayabiliyordum adeta heleki daha önceden sezaryen doğum izlediyseniz benim gibi o sarsıntıları izlediğiniz görüntülerle bağdaştırmaya çalışıyorsunuz ve itaraf etmeliyim ki bu düşünce biran olsun bende çarpıntı ve korkuya sebep oldu.Bu esnada gözlerimi sıkı sıkıya kapatıp derin derin nefes alıp verirken " Rabbim işimi kolaylaştır, güçleştirme, Rabbim bu işi hayırla tamamla!" manasına gelen " Rabbiyesir vela tuassir Rabbi temmim bil-hayır"duasını ard arda tekrar ediyordum ki bir ses bana bu tarafa bak bebeğin geliyor dedi ve gözlerimi açıp kafamı sağa çevirdiğimde küçücük bir tepsi içinde iki büklüm kırmızı mor karışımı yaygaralar koparan minik kızımı gördüm.İşte o an hiç bir korku telaş kalmamıştı bende anlatılmaz bir duyguydu hemşireler hemen temizleyip giydirip benim yanıma getirdiler annesi öp kokla kızını diye boynuma yanağıma doğru soktular ben kızımı öpüp kokladıkça kızımda dilini uzuuun uzuuuunn çıkarıp sokarak beni yalıyordu adeta sanırım kızım oldukça aç doğmuştu :D:D:D Ardından kızımı aşağı indirdiler ve benim kalan işelemlerimde tamamlandıktan sonra 15 dk sonrasıda beni odaya indirdiler ve ŞÜKÜR ALLAHIMA HAMD OLSUNki korktuğum herşeyden uzak bir doğum ve sonrası geçirmiş oldum :):):) Tavsiye edermisin spinalle doğumu diye soracak olursanızda kesinlikle ve kesinlikle tavsiye ederim hatta merak edenlere daha özel detayları mail olarak bile aktarabilirim bilgilendirmek amaçlı ;)
Heee hatta öyle bir güzelliği daha var ki kızımın göbek bağı kesilirken konmasını istediğim adı (MERYEM/bu adı daha bebeğimin cinsiyeti belli değilken rüyamda söylediler kızın olacak ve bu adı koy diye) koyarlarken bile göremesemde duyarak o ana tanık oldum :):):) Odamıza gelince ve üstümüzdeki doğum telaşını atıncada eşim ağzına hurmasını sürdü ve kulağına kaamet getirip ezanını okuduktan sonra ikimizin birlikte karar verdiği RABİA ismini koydu :):) Yeni bebekli bir anne olarak bebeğimin gündüz uykusundan fırsat bularak oldukça fazla bilgisayar karşısında vakit geçirebildim şimdilik benden bukadar daha sonra da bebeğimden ufak tefek haberler içeren minik bir post hazırlarım inşallah ;) Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim sevgiyle kalın...

16 Şubat 2012 Perşembe

HOŞGELDİN CENNET KOKULU BEBEĞİM...

Küçücük bir kalple gelen yepyeni bir hayat...Dünyamıza,Hayatımıza,Evimize ve CANIMA  hoş geldin CENNET KOKULU BEBEĞİM...SENİ ÇOK SEVİYORUMMM...

9 Şubat 2012 Perşembe

DOĞUM KARARI...MIZ...



Karma karışık duygular içerisinde karmakarışık bir post...Doğumuma sayılı günlerin kaldığı şu günlerde içimden gelenleri,başımızdan geçenleri yazacağım bu postta.Öncelikle "SAYILI GÜNLER"den kastımın ne olduğunu açıklayabilirim mesela...
Dün rutin kontrollerimizden birisi vardı,dr.umuzun gelmesini beklerken yardımcısı bizi direk nst ye indirdi hatta ve hatta ilk defa eşimde nst odasında yanımdaydı ortalık tenha olduğu için ve nst görevlisinin kendisi çekmeyip dr.umuzun asistanı kendisi nest yi çektiği ve bunca zaman birlikte vakit geçirdiğimiz için eşimide içeriye almakta sakınca görmedi sağolsun :)Velhasıl kelam zaman zaman biz odada eşimle ve bebeğimizin kalp atışlarıyla odada baş başa kaldık,her türlü teknolojik alete büyük bir merak salan eşimin nst cihazıda ilgisinden kaçmadı tabi :) He bu arada minik kızımızda babasının odada olduğunu hissetmiş olacakki o da babacığına şov yapmaktan geri kalmadı.Nasıl mı ? nst ye bağlıyken ilk defa içimde kıpır kıpırdı o hareket ettikçe pof pof sesler çıkıyordu kalp atışlarının arasında :))Herneyse nst yi tamamladık ve çıktık dr.umuzun yanına(tabi buarada uzun bir bekleme süremiz oldu çünkü dr.umuz için dün yoğun bir gündü ard arda 2 ameliyatı varmış ve hatta sıradaki hastalarını kontrol ettikten sonra 3.süne girecekti :S ALLAH TÜM DOKTORLARIN YARDIMCISI OLSUN...) Dr.umuz hemen nst yi inceledi ve herşey gayet yolunda gözüküyordu bebişimizin kalp atışları gayet güzeldi MAŞALLAH ve hatta benm kasıklarımda sancı hissetmeme rağmen bile nst de hiç sancı çıkmamıştı.Sıra geldi ultrasona işte orda dananın kuyruğu koptu!!! Aslında belki çok endişe verecek bir durum yoktu ama bizim için karar zamanıydı artık.Çünkü bebeğimizin görünürde herşeyi normal olmasına rağmen plasentada kireçlenme artışı ve yaşlanma gözüküyordu yani bu da demek oluyordu ki artık bebeğimizin anne karnında gelişmesi yavaşlayacaktı yeterli kanı ve oksijeni alamayacaktı :(( Tabi bunların yanı sıra ben artık bebeğimizin hareketlerinide gün içinde eskisi gibi gümbür gümbür hissedemediğim içinde tüm bunlar dr.umuza sezaryen doğumun bizim için daha uygun olacağı izlenimini verdi.Sağolsun normal doğumu nekadar istediğimizi bildiği için sezaryen konusunda çok baskıcı değildi ( nede olsa acil sezaryen gerektircek çok riskli bir durumumuz da yoktu çok şükür) İstersek daha bekleyebileceğimizi fakat bu şartlar altında uzun saatler süren sancılar ardından bile sezaryen olmak zorunda kalabileceğimi eşime açıklıyordu ben üstümü toparlarken.Eşimde dr.umuza normal doğumu nekadar istediğimizi  tekrardan hatırlattıktan sonra yinede ona güvendiğimizi bizim için uygun ne görüyorsa ona uyacağımızı söyleyince dr.umuz ozaman daha fazla bekletmeyelim nasılsa 37.haftayıda atlattık bebeğin gelişimi de tamamlandı  pzt. veya salı alalım dedi.Bunun üstünede eşim pzt. kendi doğum günü olduğu için pzt. doğum olmasını tercih etti,bu onun alacağı en güzel doğum günü hediyesi olacaktı :)YANİ SONUÇ OLARAK PAZARTESİ SABAH ERKEN SAATLERDE ALLAHIN İZNİYLE SEZARYEN OLMAK ÜZERE HASTANEYE GİDİCEZ...HERZAMANKİ GİBİ DUALARINIZI BEKLİYORUM ...

2 Şubat 2012 Perşembe

DOĞUMA DAİR...OKUNASI BİR YAZI...

Doğuma gitmeden okunabilecek güzel bir yazı...

DOĞUM
Doğum kadının gebelik boyunca taşıdığı canlıyı zamanı gelince plasentayla birlikte dış aleme bırakması. Şüphesiz ki canlının dış ortama uyabilmesi onun mümkün ölçüde miada erişmesi, organ ve sistemlerinin yapı ve fonksiyon bakımından yeterli özellikler kazanmasıyla orantılıdır. Bu bakımdan normal doğum bebeğin olgunluğu ile paralel bir durum gösterir. Doğum, bütünüyle, ritmik ağrıların başlamasından, bebek ve eklerinin rahimden dışarı çıkışına kadar uzanan bir seri olayları içine alır.

Bebeğin doğuşunu sağlayan başlıca faktör, rahim adaleleriyle beraber ona yardımcı karın adalelerinin kasılmalarıdır. Normal doğum bu tabii güçlerin tesiri altında neticelenir. Bebeğin doğumu için tabii kuvvetler dışında bir gücün müdahalesine gerek duyuluyorsa “müdahaleli doğum”dan söz edilir.

Miadında doğum, takriben 38-40 gebelik haftalarının içindedir. Bu devreden evvel, 28-37 haftalar arasında sonuçlanan gebelikler “erken doğum” adını alır. 20-28 haftalarda sonuçlanan gebeliklere “immatür doğum”, yani olmamış doğum ismi verilir. 20. haftanın altında sonuçlanan gebelikler “düşük” olarak ele alınır. Birçok memleketlerde kanun gebelik süresini tesbit etmiştir. Bu süre bizim memleketimizde 300 gündür.

Doğum olayının yaklaştığını gösteren belirtiler:

1. Bebeğin başının aşağı düşerek karnın küçülmesi. Bu zamanda kadında solunumda bir rahatlama meydana gelir. Fakat mesaneye baskı arttığı için sık idrar etme hissi ve yürümede güçlük meydana gelir.

2. Doğum yolunda ifrazat artışı: Kadın doğum yolunda nemlilik hisseder ve pet kullanması gerekebilir. Bu, son haftada ortaya çıkan bir durumdur.

3. Son günlerde 100-1000 gr arasında bir ağırlık kaybı.

4. Nişan gelmesi: Doğumdan 24-36 saat önce hafif kanla karışık müküslü bir ifrazat gelir. Bu, rahim ağzının yumuşamaya ve genişlemeye başladığını gösterir ve doğumun yakın olduğunun belirgin işaretlerindendir.

5. Su kesesinin erken açılması: Bazı vak’alarda su kesesinin erken açılması yakın bir doğumun belirtisidir. Zira zarların yırtılmasını çoğu kez 24- 48 saat içinde doğum ağrıları takib eder.

6. Yalancı ağrıların mevcudiyeti: Bazı kadınlarda doğumdan birkaç gün önce meydana gelen ağrıların bir kısmı hafif ağrı şeklinde karında hissedilir. Bu ağrılar çoğu kez barsaklarda gaz birikimi sonucu meydana gelir. Diğer erken belirtiler mevcut olmadığından yalancı ağrı ismini alırlar.

7. Ağrılı kasılmaların başlaması: Karın bölgesinde gebelik boyunca hissedilen ağrısız, düzensiz kasılmaların gebeliğin son haftalarında arttığı görülür. Bu kasılmaların rahim ağzını açmak ve yumuşatmak üzere ağrılı, düzenli ritmik seyir kazanması doğum süresinin başlamış olduğunu gösterir.

Doğumun Devreleri

Doğum olayı birbirini takip eden 3 devreye ayrılır.

I. Devre: Genişleme devresi de denilen bu devre, gerçek doğum ağrılarının belirmesiyle başlar. Rahim ağzının tam olarak açılmasıyla son bulur. Başlangıçta 2 milimetre olan rahim ağzı açıklığı kasılmalar sayesinde 10 santimetreye ulaşır. Bu devre ilk doğumlarda 12, birden sonraki doğumlarda ise 6 saattir. Kasılmalara gerçek doğum vasfı kazandıran nitelik, ağrı duyusuyla beraber oluşudur. Rahim kasılmaları başlangıçta 15-20 dakikada bir gelmek üzere başlar ve takriben 15-20 saniye sürer. Başlangıçta bel ve kuyruk sokumunda duyulan ağrı zamanla aşağılara iner. Birinci devre sonunda ağrılar 2-3 dakika arayla gelip 40-60 saniye sürer.

Doğum ağrılarının başlama mekanizması:

Zamanı gelen bir gebelikte doğum ağrılarının ne şekilde başladığı problemi henüz karanlığını muhafaza etmektedir. Bununla beraber bu kompleks mekanizmada tek bir faktörden ziyade bir seri faktörlerin birbiri üzerine etkisinin söz konusu olduğu düşünülmektedir. Bu etkide hormonal, kimyevi, mekanik ve nöropsişik faktörler mesuldür.

Birinci devrenin sonunda tamamen yumuşayan rahim ağzında genişleme tamamlanarak bebeğin geçeceği çapa erişir. Bu esnada amnion kesesi de artan basınç neticesinde en zayıf yerinden yırtılır ve su dışarı akar.

II. Devre: Rahim boynunun genişlemesinin tamamlandığı andan başlayan bu devre bebeğin doğumuna kadar devam eder ve bebeğin dışarı atılmasını hedef alır. Bu sebeple buna “atılma dönemi” de denir. İkinci devre ilk doğumda, iki saat, birden sonraki doğumlarda ise 20-30 dakika kadar sürer. Ağrıları su kesesinin yırtılmasını takiben kısa bir süre hafifler, müteakiben bebeğin doğum kanalına girmesiyle daha da şiddetlenir. Doğum ağrıları ile akıntı hissinin refleks olarak meydana getirdiği karın adalelerinin kasılmaları aynı anda vuku bulur. Bu uyuşma temin edilmezse iradi karın adalelerinin kasılmalarından istenilen sonuç alınamadığı gibi, gebe kadın boşuna ve lüzumsuz yere yorulmuş olur.

Çocuk normalde sol yanına yatmış başını gövdesine dayamış dizlerini karnına birleştirmiş olarak bulunur ve önce başın en tepesi çıkar. Kadında doğum mekanizması dik duruş sebebiyle çok kompleks bir özellik gösterir. Çocuğun dışarı atılması için vücut ve bebek bir çok seri hareket yapar. Bu hareketler kademeleriyle birlikte bilinmektedir. Fakat ne gibi faktörlerin etkisiyle meydana geldiği ve sebepleri henüz açıklığa kavuşmamıştır. Bu olay öyle programlanmış ve düzenlenmiştir ki, dışarıdan hiçbir müdahaleye fırsat kalmadan bebek doğar. Bebeğin anne karnındaki duruşu ve doğum esnasındaki hareketlerinde meydana gelecek en küçük değişiklik doğumu imkansızlaştırır veya çok zorlaştırır. Aynı zamanda bebek ve anne ölümlerine sebebiylet verebilir. Bu sebeple bu muazzam hadise ve basamaklarını planlayan birinin mevcut olması selim akılların kabul ettiği bir gerçektir. Çünkü; doğumda çocuğun dışarı çıkması için yapmış olduğu başın öne eğilmesi vücudun ise dönmesi, gerilmesi, dışa dönmesi ve başın arkaya gitmesi ve sonra yana dönmesi harika hareketlerdir. Başın gövdeye eğilip en üst kısmıyla doğum kanalına girmesi normal doğum için kat’i olarak lazım olan bir şarttır. Bu baş hareketindeki en küçük değişme başın doğum kanalına girmesine müsaade etmez.

Yeni Doğan Bebeğin İlk Bakımı

Bebek doğar doğmaz ayaklarından tutulmak suretiyle baş aşağı pozisyonda ağzı steril bir gazlı bezle veya pamukla silinerek mukus dışarı alınmalıdır. Bundan sonra göbek kordonunun kesilmesi ve bağlanmasına sıra gelir. 2 santim aralıkla iki pensle göbek kordunu iki taraftan kapatılır. Arasından makasla kesilir. Sonra bebeğin karın derisine 2 santim uzaklıktaki bölümü temiz, steril bir ipek veya keten şeritle bağlanır. Bağlamanın bir santim üzerinden ikinci bir bağlama yapılmalıdır. Bilahare kesik uca antiseptik bir solüsyon (mersol) sürülerek steril bir gazlı bezle kapatılır.

Daha sonra bebeğin durumu; rengi, solunumu, kalp atımı, adale kuvveti, refleksleri bakımından değerlendirilir. Herhangi bir bozukluk varsa küvöze konulur. Yeni doğan bebeğin gözlerinin bakımı için % 1’lik gümüş nitrat solüsyonundan birer damla damlatılması kanuni mecburiyettir. Derinin bakımı için önce steril kompreslerle silmek kafidir. 2 ve 3. günlerde tahriş etmeyen antiseptikli ılık banyolarda kirlerini almak oldukça faydalıdır.

III. Devre: Plasentanın (bebeğin eşi) çıkışıdır. Bebeğin doğumunu müteakib 3-5 dakika istirahate geçen rahimde kasılmalar tekrar başlar. Kasılmalar neticesinde plasenta tutunduğu yerden ayrılır. Bu genellikle 10-20 dakika kadar sürer. Burada en önemli husus rahmin kasılmalarını ve plasentanın kendiliğinden ayrılmasını kesin olarak beklemektir. Erken olsun diye tutulup çıkarılmaya çalışılırsa, rahmin içi dışına döner ve çok tehlikeli bir durum meydana gelmiş olur. Bebeğin doğumundan sonra hafif bir kan fışkırması ve kordonun bir miktar aşağıya sarkması plasentanın ayrıldığını gösteren belirtilerdir. Doğumun üçüncü devresinde 100-300 cm3lük bir kanama olur. Bu genellikle normal kabul edilir ve bir tedavi icab ettirmez.
Doğuma giden bir yolculuğun öyküsü...

Nihayet 9 ay boyunca özlemle beklediğiniz o muhteşem ana yaklaşıyorsunuz. Ve, doğum yaklaşırken her anne adayı gibi sizin de içinizi bir telaş sarıyor. Doğumdan korkan ve bir türlü rahatlayamayan anne adaylarına...

Tahmini doğum tarihi

Normal gebelik süresi 280 gün, 40 hafta, 9 ay 10 gündür. Tahmini doğum tarihinde, son adet tarihinin ilk gününe yedi gün eklenir ve 3 ay geri gidilir. Adından da anlaşılacağı üzere bu tahmini bir tarih olup, 15 gün evvel veya sonra (38 ile 42 hafta) normal kabul edilmelidir.

Tahmini doğum tarihi güvenilir mi?

Normal bir hamileliğin süresi 38-42 haftadır. Fakat her bebeğin ayrı bir doğum süresi vardır. Önceden belirlenen doğum tarihinde bebeklerin sadece yüzde 4 ya da 5i doğar. Bebeklerin yüzde 10u 42. haftadan sonra doğar. Bebeğin geç doğmasının en önemli nedeni son adet tarihinin yanlış hesaplanmasıdır. Çünkü her kadının adet süresi farklıdır. Ayrıca doğum tarihinin saptanması için yapılan ultrason muayenelerinde de bazen 2 haftaya varan sapmalar görülebilir. Hamilelik süresinin daha iyi belirlenmesi amacıyla, anne adayı hamile olduğunu anladıktan kısa bir süre sonra, mutlaka doktoruna başvurmalıdır.

Doğumun başladığına dair belirtiler

Doğuma yakın günlerde başlayan, belde çekilmeler, karında gerginlik hissi şeklinde duyulan kontraksiyonlar giderek artarak daha güçlü bir şekilde hakiki doğum ağrılarına dönüşürler. Düzenli aralıklarla her on dakikada bir gelen ağrılar doğumun başlangıcı olarak kabul edilir. Ağrıların araları 3-4 dakikaya kadar iner ve 30-60 saniye kadar devam eder. Ağrıların başlaması ile rahim ağzı açılmaya başlar ve buradaki mukus tıkacı dışarıya atılır. Bu arada zedelenen küçük kılcal damarlardan çıkan kanla da bulaşıktır. Buna nişan bozulması denir. Doğumun başladığını belirten öncü bir işarettir. Kanlı mukus doğum ağrılarından birkaç saat evvel veya nadiren birkaç gün evvel görülür.

Doğum nedir?

Doğum, bütünüyle, ritmik ağrıların başlamasından, bebek ve eklerinin rahimden dışarı çıkışına kadar uzanan bir seri olayları içine alır. Doğum, gebeliğin 38-40. haftaları içinde gerçekleşir. Bebek 28-37. hafta doğarsa bu doğuma erken doğum denir. 20-28. haftalarda sonuçlanan gebeliklere immatür doğum yani olmamış doğum ismi verilir. 20. haftanın altında sonuçlanan gebelikler düşük olarak ele alınır.

Doğum şekilleri

Bebeğin doğuşunu sağlayan başlıca faktör, rahim adaleleriyle beraber ona yardımcı karın adalelerinin kasılmalarıdır. Normal doğum bu fizyolojik güçlerin tesiri altında neticelenir. Bazen herhangi bir sebeple fizyolojik güçler doğumun olması için yeterli olmayabilir ki, o zaman müdahaleli doğum yani sezeryan gerçekleşir.

Normal doğum

Normal doğum üç aşama gerçekleşir:

I. Aşama (açılma periyodu): Belde çekilme ve karında gerginlik hissi ile başlar. Kasılmalar devamlı ve güçlü olmaya başlayınca hakiki doğum ağrılarına dönüşür. Düzenli aralıklarla her 10 dakikada bir gelen ağrılar doğmun başladığını gösterir. Ve bu arada rahim ağzının açılması ile kanlı bir mukus (halk arasında nişan) dışarı atılır.

II. Aşama (itilme periyodu): Açılmanın (rahim ağzının tam açılması 10 cmdir) olması ve su kesesinin de açılması ile sular boşalır. Ve çocuğun önde gelen kısmı doğum kanalına ilerler. Bu dönemde ağrılar 2-3 dakikada bir gelmeye başlar ve 60-70 saniye devam eder. Annenin ıkıntıları ile çocuğun vajende ilerlemesi ve dışarı çıkması sağlanır. Bu dönem ilk doğum yapanlarda yarım-bir saat, birden fazla doğuranlarda yarım saat veya daha kısadır.

III. Aşama (doğum sonrası): Çocuğun doğmasından plesantanın (eşinin) çıkmasına kadar

geçen zamandır. Yarım saat kadar sürer.

Sezeryan doğum

Normal yoldan (vajinal yoldan) doğum yapması anne veya bebek açısından sakıncalı ya da imkansız gebelerde doğumun ameliyatla karından (batından) gerçekleştirilmesi olayına sezeryan denir. Sezeryan olayı anne ve çocuğa ait nedenlerle yapılabilir. Günümüzde sosyal nedenlerle (ailenin isteği , rahim veya vajina yoluna ait değişikliklerin en az olması, çocuğun karından çıkarılmasının daha uygun olacağı görüşü vb.) de sezeryan yapılmaktadır.

Anneye ait nedenler: Annenin hastalıkları (kalp, hipertansiyon vb.),önceden rahim operasyonu geçirenler, ağır preeklampsi ve eklampsi (gebelik zehirlenmesi), çocuğun başı ile annenin doğum yolunun uygunsuzluğu, plesantanın rahim ağzında olması, plesantanın erken ayrılması, düzenli ağrılara rağmen rahmin açılmaması ve doğumda ilerleme olmaması...

Çocuğa ait nedenler: Yan duruş, miad gecikmesi, fetusun kalp atışlarında azalma ve düzensizlikler, kordon sarkması...


Kaynak: Rehber Ansiklopedisi